Hz. Şeyh Muhammed Osman Siraceddin Sânî (K.S.)
O, ulu bir ağacın bir bölümü, canlı yapraklı, olgun meyve veren bir ceviz dalı, geniş gölgeli, esintisi tatlı, serin; kokusu bir kalpten çıkan ve cennet kokusu taşıyan, ortalığa yayılan, akıntısının durdurulması imkânsız bir kaynaktan akan bir su; o kaynak ki ne fitne, ne de fesad çamurları bu suyu bulandıramamıştır.
İşte bu ulu zat, saf ve temiz bir kaynaktan içtiği bu su ile tarikat bahçesinin azametli ulu bir ağacı olup meyvesi insanlara şifa vermektedir.
Onu görünce, Yüce Allah (CC)'ı anardın. Onunla oturacak olursan, imanınla takvanın arttığını, dünya sevgisine karşı duygularının azaldığını fark ederdin. İşte sâlih ve abid bir kişinin sıfatları budur.
Dergâhında her yönden gelmiş, değişik dilleri konuşan, gayeleri ayrı ayrı olan insanları görürsün. Oradan hiç kimse ümitsizlikle ayrılmaz. Onun dergâhı, mekruh olan her şeyden ve her türlü lekeden temizdir. Tatlı bir sesle tilâvet edilen Kur'an-ı Kerim âyetlerinden ve Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz için okunan kasidelerden vecde gelerek titrersin.
Mecliste bulunanlar, sabır ve kalp rahatlığı ile okunanları dinler ve bu zatın heybetli simasını tatlı bir tebessümün sardığını görürlerdi. Her sorulan soruyu veya bir müşkülün halli için anlatılanları sabır, dikkat ve saf bir gönül rahatlığı ile dinler, lüzumlu uyarı ve tavsiyelerde bulunurdu.
Makamı dedikodudan, gıybetten, haysiyet kırıcı ve mahremiyetlere dokunacak sözlerden uzak ve temizdir. Herkesi ibadete, Yüce Allah (CC)'tan korkmaya, tövbe etmeye, sabırlı olmaya, Yüce Allah (CC)'a güvenmeye davet ve teşvik ederdi.
Bu zat, âlimlere ve ilim ehline karşı büyük saygı gösterirdi. Kelimenin tam anlamı ile âlimlerin hizmetkârı sayılırdı. Terbiye ve edeple konuşması, kullandığı kelime ve cümlelerin mana ve inceliği özelliklerindendi; yazdığı mektuplarda ve irâd ettiği hutbelerde de bu özellik fark edilirdi.
Bu zat, meclisinde bulunanlara her türlü cesareti vererek dertlerini, içlerinde bulundukları güçlükleri açıkça anlatmalarını isterdi. Bir kimse bu zata karşı kötü bir davranışta veya düşmanlıkta bulunsa dahi o kimseye bir eza veya zarar geldiği görülmemişti.
Eli çok açıktı; yemez, yedirirdi. Yüzündeki tatlı tebessüm hiç bir zaman eksilmezdi. İleri görüşlü idi. Son derece alçak gönüllü idi. Hazret-i Osman (R.A.)'ın huy, ahlâk ve hayâ duygusunu taşır, insanlar arasında kardeşlik, dostluk, anlaşma kokusunu yayardı.
Fakir, zengin, rütbe ve makam ayırt etmeden, akrabalık olsun veya olmasın, herkesi bir tutardı. Misafirlerine yemek yedirir, yerlerini ve uyumalarını temin eder; hangi renk ve dilden olursa olsunlar, hastalıklarını tedaviye çalışır, müptelâ oldukları dertten kurtulmaları için lüzumlu ilâçları verirdi.
Ruhbâniyetten şiddetle kerahat duyar, gençlere faydalı ilimler öğrenmeyi tavsiye eder; işlerinde, ticarette, ziraatte hüner ve maharet sahibi olmalarını isterdi.
Bu kerametli şahsiyet, büyük dedeleri gibi, arazi ıslâhını, su kaynaklarının temiz tutulmasını, meyve ağaçlarının dikilip yetiştirilmesini, köprüler inşasını, kanallar açılmasını pek severdi. Devrud ve Mahmudabad köylerini, yolcular ve mülk sahipleri için en güzel kışlık ve yazlık ikamet ve iskâna elverişli hale getirmişti.
Ben, otuz yıldan beri vakitlerimi, yolculuğumun çoğunu zamanın kutbu büyük mürşid Şeyh Muhammed Osman Siraceddin Nakşibendi (K.S)'nin huzurunda bulunmak için harcamıştım. Gücümün yettiği ve hatırımda kaldığı ölçüde, bu ulu zatın altın kırıntıları gibi hayat hikâyesini, vasiyetlerini, müjdeli haberlerini ve bu aileye intisab eden büyüklerin kerametlerinden bir demeti sizlere sunmayı istedim.
İlim, bilim, hikmet ve temizliği lûtfu ile ihsan eden, bunların arasından seçip gönderdiği azametli peygamberlerinden Hazret-i Âdem'den son Peygamber'i Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz'e ve hanif olan âline ve eshâbına, şehitlerine, evliyalarına, âlimlerine, salih kimselere vefa ve sevgi kâsesinden içiren Yüce Allah (CC)'a hamd-ü senalar olsun. Hazret-i Şeyh'in kendi kaleminden çıkan ve sizlere faydalı olacak hususları Yüce Allah (CC)'a dua ederek O'nun ihsan ve lûtfu ile sizlere arz etmeyi uygun buldum.