Şeyh Osman Siraceddin-i Evvel (K.S.)
Nesebi
Osman bin Hâlid, bin Abdullah, bin Seyyid Muhammed, bin Seyyid Derviş, bin Seyyid Müşref, bin Seyyid Cum'a, bin Seyyid Zahir (ki bu zat Na'im cenneti ile müjdelenenlerdendir), şehidlerin Efendisi Hazret-i Hüseyin bin Ali bin Eba Talip (R.A.). Yukarıda sayıldığı üzere Osman Siraceddin Hazretlerinin şecere-i şerifleri bir koldan Nübüvvet ağacı olan Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz'in kızı Fatıma tüz-Zehra (R.Anha)'ya intisab eder.
Diğer koldan Hazret-i Osman Siraceddin-i Evvel (KS)'in annelerinin babası olan Eba Bekr'in nesebi de Bağdatlı Fakı Gazai'ye, o da Allah (CC)'ın rızası üzerine olsun, Hazret-i Hasan bin Ali bin Eba Talip (R.A.)'e intisab etmektedir.
"Biz sana kevseri verdik, artık Rabb'in için namaz kıl, kurban kes. Zürriyeti gelmeyecek olan sen değilsin, o kimsedir." (Kevser Sûresi)
Bu ulu ağaç yetişip yükseldi, dal budak salarak meyvesini verdi, kökü yerde sabit olup dal ve budakları yüce idi, genişledi, böylece bizleri nurlandırdı. Bizler, Hazret-i Fatıma (R.Anha)'nın evlâtları olmaktan derin iftihar duymaktayız.
Şeyh Osman Siraceddin (KS), havasının güzelliği, suyunun safiyeti ve temizliği, bağ ve bahçelerinin çokluğu, ağaçlarının yüksekliği, ahalisinin asaleti ve çalışkanlığı ile meşhur Taviyla köyünde ikamet etmekte idi. Bu zatın anne adı Hâlime'dir ki, Eba Bekr adlı bir zatın kızıdır.
Mevlâna Hâlid-i Bağdadî Hazretleri (KS), çok sevdiği üstün edep, ihlâs ve amel sahibi bu zata, Fakîh Osman adını vermişti. Bu zatın hayatı, diğer tarikat uluları gibi geçmiş, özellikle Kur'an tilâveti ve diğer dinî ilimlerle ünlenmişti. Fakir olduğundan, okuyacağı kitapların tümünü eliyle yazmıştı.
Önce Biyara'ya, daha sonra Hurmal'a giderek Hırpanî Medresesi'ne girmişti. Sonunda Süleymaniye yolu ile Bağdat'a giderek büyük âlimlerin yetiştiği Geylânî Medresesi'ne devam etmiş ve daha sonra Şeyh Abdullah Hırpanî'nin medresesine devamla orada büyük mürşidi Mevlana Hâlid (KS) ile buluşmuş, onun vasıtasıyla bu yola intisab ettikten sonra vatanı olan Taviyla'ya dönmüştü.
Böylece birinci Siraceddin (KS), kendi vatanı çevresinde, 1226 Hicrî senesinde ışıklar saçan bir kandilin ilk ateşi olmuştu. Kendisi, mürşid olarak ilk icazetini 1228 Hicrî yılında, iki sene sonra seyr ve sülük üstün ilmi icazetini de Süleymaniye ve Bağdat'da mürşidi huzurunda imtihan vererek almıştı.
Siraceddin (KS), mürşidi Şeyh Hâlid (KS)'in Şam'a hicretinden sonra, bulunduğu yerde talebelerini irşada başlamış, elde ettiği ilim ve feyzi çevresine yayıp, daha sonra kendisine halef olacakları yetiştirmeğe koyulmuştu. Taviyla ve Süleymaniye'de, büyük bir iman ve inançla 40 yıl irşadına devam etmişti.
"Ben gurbete ve meşakkate tahammül ettim. Ve bende makamatlar hâsıl oldu. Onları da benden Osman Taviylî aldı."
Bu hanegâh, fakirlerin yemekhanesi, yolcuların misafirhanesi, tarikat erbabının halveti, ilim ve fıkıh talebeleri için bir okul, ruhun ve nefsin terbiyesi için de bir rabıta yeri olarak maddî ilişkilerden uzak kalmıştı. Türk, Azeri, Arap, Afgan, İranlı gibi değişik mıntıka ve iklimlerden gelenlerle dolup taşıyordu.
Toprağın ıslâh edilmesi, su kanallarının açılması, sert toprağın ziraate elverişli hale getirilmesi cihadının öncülüğünü yapmış; çocuklarına ve torunlarına meyve ağacı dikmek ve yetiştirmek âdetini öğretip aşılamıştır. Meyve veren ağaçların kesilmesini yasaklamış, otlakların sürülüp yakılmamasına dikkat etmiştir.
Yine bu mıntıkanın selâmeti yönünden, devletler arasındaki anlaşmazlıklardan uzak kalarak barışçı bir yol izlemiş; yol kesmek, hırsızlık, kabile baskınları, aşiretler arasındaki kan davaları gibi davranışları önlemiştir.
Bu zat aynı zamanda, İslâm'daki mevcut tarikatlara karşı saygı ve hürmet duyar, cemaatinin ve tâbilerinin bütün İslâmî tarikatlara hürmetkâr ve saygılı olmalarını tembih ve vasiyyet ederdi.
Nakşibendî Tarikatı, Muhammedî şeriatın özü olduğundan, hiç bir zaman küfre, cehalete, fısk ve fücura yer vermez. İslâm fertleri arasında düşmanlıkların, kin ve fesadın çıkmasına önayak olmaz. Keza bu tarikatı izleyenlere ruhbaniyet tavsiye edilmez.
Siraceddin (KS)'in ışığı, tarikatın yenilik getiren, yanan alevli bir ışığıdır. Korku, sabır, tevekkül, açlık, uzlet, kanaat ve zahidlik sıfatlarıyla sıfatlanan bu ışık, hissi ve gerçek olup müşahede yoluna götüren bir yoldur. Bu zatın kalbi, İlâhî azamet ve sevgiyle dolup taşmış, cismi ise yokluktan bekaya yönelmiştir.
Bu ulu zat; şeriat ve tarikatın kandili olarak hakikat malını sahiplenen ruhunu, Yüce Allah ferahlatmıştır. O, öyle bir Şeyh idi ki nuru kalbimizi nurlandırırdı. O öyle büyük bir zattı ki çocukları ve torunları meşayıhtan olup hür fikirli kimselerdi.
Şeyh Osman Siraceddin-i Evvel (KS), bu hayatta iken, irşad işini büyük oğlu Şeyh Muhammed Bahaeddin (KS)'e ve Şeyh Abdurrahman Ebul Vefa (KS)'ya bırakmıştı.
Hazret-i Şeyh Siraceddin (KS), 1283 Hicrî yılının Şevval ayının altıncı salı günü Yüce Allah (CC)'ın rahmetine kavuşmuştu. Hayatı 88 yıl sürmüş, Taviyla'daki evinin önündeki bahçede toprağa verilmişti.
Kabri, halen ziyaretçilere açık olup, duaları mücap ve geçerlidir.
Şeyh Osman Siraceddin-i Evvel (KS)'in emniyetli katibi Molla Hamid el-Beysaranî, Şeyhi hakkında telif ettiği kitabına Riyad-ül Müştak-în; yine Şeyh'in müridlerinden Muhammed Es-Semranî de telif ettiği kitaba Bârikâtü-s Sürür adını vermiştir.