Hazret-i Şeyh Muhammed Osman Siraceddin (KS)'nin Hayatı
Şeyh Muhammed Osman Siraceddin (KS), ulu bir zat olup, hayâ ve vakar sahibi bir mürşid, milletin ve dinin kandili olarak, İslamî şeriatın, gerçeğin ve tarikatın başında hizmetkâr olarak bulunmaktadır. Bizzat âlimlerin, fakirlerin, iyiliklerin ve güzelliklerin hâdimidir.
1314 hicrî senesinde (miladî 1896) Halepçe kentine bağlı, şerefli Biyara köyünde dünyaya gelmiştir. İlim, takva, temizlik, iffet, itaat ve ibadet evinde terbiye görüp yetişmiştir. Henüz küçük bir çocuk iken, Yüce Allah (CC), O'nu, en güzel bir şekilde biten bitki gibi terbiye ve edep sahibi bir çocuk olarak irşad evinde yetiştirmişti.
Genç yaşta babasının nezaret ve terbiyesi altında büyümüş, Arapça ve kısmen Fars ilimleri öğrenmiş, özellikle Arap edebiyatına vâkıf olmuş, Biyara ve Durud medreselerinde eğitim yapmıştır.
Bahusus en çok Kur'an tilâvetini sevmiş, tecvid dersini meşhur Mısırlı Şeyh Mustafa İsmail'den almış, ihlâsla amellerine devam etmiş, din, şeriat ve fıkıh ilimlerinde ilerlemiş ve yükselmiştir. İşte bütün bunlar bağlılığın, takvanın ve ledûnnî ilmin sonucu olarak kendilerine ihsan buyurulmuştur.
Babalarının vefatından sonra ilim ve dine bütün gayreti ve cehdi ile sarılmış, yılmadan çalışmış, fakirlere ve zavallılara kendi malından yedirmiş, bu uğurda vaktini, malını, rahatını harcamış; ziyaretçilerine ve mensuplarına yardım ederek hizmetini sürdürmüştür. Diğer yönden birçok aileleri korumuş, böylece uzak, yakın, oğul, kız diye bir fark göstermeden herkesi bir tutmuş, onların başında bir gölge olarak kalmıştır.
1958 yılına kadar hayatını Biyara'da geçirmiş, bazı siyasî sebeplerden dolayı bu tarihten sonra İran'a göç etmiş, orada irşad ve çalışmaları için ve İslâmî incelikleri ayakta tutup korumak için daha geniş bir alan bulmuştur. Bu suretle çevresi âlim ve fazıl kimselerle sarılmıştı.
Bunlardan bir örnek gösterebiliriz: Mesela, asrın büyük bilgin ve âlimlerinin başkanı ve Balik'de müderris olan üstad Hacı Molla Bakır; Dağıstan ve Türkmen baş âlimlerinden Sahra Şeyhi Dağıstanlı Abdülkadir Hazretleri; Şeyh Yar Muhammed Nazarî Hazretleri ki, Yarcan lâkabı ile anılmaktadır. Bu zat, Rus hududu sahrasındaki Türkmenler'den olup, Şeyh Alâeddin (KS)'in halifesi idi. Daha sonra Şeyh Muhammed Osman Siraceddin (KS)'e bağlanmış; Hazret-i Şeyh'in ders vermesi için kendilerine 400-500 talebelik büyük bir medrese inşa etmiş, bütün masrafları da bizzat kendisi karşılamıştır.
Bu meşhur Yarcan Medresesi'nden başka, kendi mıntıkasında Hazret-i Şeyh Osman Siraceddin (KS)'in irşad görevini sürdürmesi için yüzden fazla medrese bina etmişti. Bu çalışma ve gayret sayesinde, özellikle Hazret-i Şeyh (KS)'in bu mıntıkayı ziyareti süresince, kendilerine bağlanan Müslümanların sayısı bir milyonu geçiyordu.
Bizzat, batıdan, özellikle Avrupa'dan Mübarek Şeyhimize pek çok mektup geldiğine şahid olunmuştur. Bu mektuplardan birini içindeki samimi şiir dolayısıyla burada zikretmek gerekir. Mektup, Amerika Kıtası'nın Kanada ülkesinden gelmekteydi. Kanada'nın Nores bölgesinde bu tarikatın benimsenmesi görevinde bulunan Yahya bin Hakaveyk adlı bağlısı, şeyhi Hazret-i Osman Siraceddin (KS) hakkında şu şiiri yazmış ve göndermişti:
Bu fakir, feda olsun senin için.
Mübarek cevherleri, çıktığı ağzından
Günün birinde avucumla topladım.
O vakit, arzın kutbu olduğuna inandım,
Sana hoş gelecek, ancak Rabb'imi andım.
Merhamet et ki dualarıma cevap alayım,
Allah'ımı Amerika'nın Nores'inden anayım.
— Hizmetkârınız Yahya bin Hakaveyk
Sayılamayacak kadar çok mektupla kendisine bağlananların çokluğuna şahit olunmuştur. Böylece güzel nam ve şöhreti, âlemin ufuklarını aşmış bulunmaktadır.
Hazret-i Şeyh Osman Siraceddin (KS)'in ilk evlilikleri, Hüseyin Han Rezav'ın kızı Rabia Hanım ile olmuştur. Bu hanım, güzel ahlâk ve güzel sesiyle Kur'an tilâveti yapması ile bilinir. Bu hanımdan Şeyh Cemaleddin, Şeyh Abdülmelik ve Âmine Hanım doğmuştur.
Daha sonra, Eba Ubeyde köyünün ileri gelenlerinden, Seyyidzâde lâkabı ile bilinen, Şeyh Ali oğlu Şeyh Muhammed'in kızı Kâfiye Hanım ile evlenmiş; bu evlilikten Şeyh Nasıh, Şeyh Rauf ve Sıdıka Hanım adında çocukları olmuştur.
Son eşi ise vefatına kadar yanında bulunan iffetli ve dindar, Hazret-i Şeyh (KS)'e ve tarikata bağlılığı ile tanınmış olan Hacı Seyyide Emine Hanım'dır. Bu hanım, Hoşer mıntıkasında, Kâdirî tarikatı mürşidi, Safa Hâne köyünün ileri gelenlerinden Şeyh Seyyid Mehmet Çerağ Abdül Al'ın kızıdır.
Hazret-i Şeyh (KS), ailesi hakkında şöyle demiştir: "Allah (CC)'a hamd olsun ki, ailem, benim tam rızam ve şükrümdür. Bize hizmette kusur etmediği gibi, hanegâha gelenlere bakmakta ve bu güne kadar onlara sonsuz cömertlikte harcama yapmaktadır. Minnetim büyüktür. Bu ailenin adına gölge düşürecek hiçbir aykırı şeyi ondan görmedim ve hissetmedim."
Şimdiki halde Devrud Medresesi, hâlen tedrisatına Molla Muhammed Selinî idaresi altında devam etmekte; buraya devam eden talebelerin nafaka ve harcamaları, Şeyh Muhammed Osman Siraceddin (KS)'in mülkünün gelirinden karşılanmaktadır. Bu medresede Seyyid Molla Ahmed beş vakit namazı cemaatle kıldırmakta; Mahmudabad ve Devrud hanegâhında hatm-i şerif, tehlil ve tekbir meclisleri kesintisiz göreve devam etmektedir.
Biyara veya Devrud'daki hanegâhı ziyaret etmiş olanlar, oranın idare ve tedrisatı ile misafireten gelen yolcuların ve ziyaretçilerin ihtiyaçlarının nasıl giderildiğini görür. Henüz parmak boyunu geçmeyen gençler, bu şerefli hizmetleri Allah (CC) için ve şeyhlerine sevgi ve bağlılıktan görmektedirler.
Hazret-i Şeyh (KS)'in mütevazı evi ve hanegâhı; ziyaretçilerinin misafirhanesi, miskinlerin barınağı ve umutsuz hastaların bakım yeri olmuştur. Kış, yaz, soğuk, sıcak, gece, gündüz demeden kıymetli vakitlerini; muhtaca yardım, korkana teselli, hastaya şifa, tövbekârları irşad işinde harcamıştır.
1970 senesinde İran'da yapılan devrimden sonra ve bazı sebeplerden dolayı, Hazret-i Şeyh (KS), çok kıymetli ve aziz vatanına, yani doğduğu yer olan Biyara'ya dönmüştür. Daha sonra Irak ile İran arasında alevlenen savaş sırasında, evliyalar diyarı Bağdat'a göç etmiştir.
Hazret-i Şeyh (KS), 1990 senesinde Türkiye'ye hicret etmiştir. Hadımköy yolu üzerinde bulunan Çakmaklı köyü yanındaki dergâhında irşadına devam etmiş ve 30 Ocak 1997'de vefat etmiştir.
Türbesi, dergâhın bahçesindedir.