بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

Şeyh Muhammed Alâeddin (K.S.)

(1280-1373 Hicrî)  ·  (1863-1953 Miladî)

Bu zat, Şeyh Osman Siraceddin (KS)'in oğlu Şeyh Ömer Ziyaeddin (KS)'in oğludur. Taviyla'da doğmuş, hikmet, keramet, itaat ve takva evinde yetişmiştir. Kur'an-ı Kerim'i hatmetmiş, ders ve ilmini faziletli hocalardan almıştır. Ayrıca dinî, edebî, hikmet konularını ihtiva eden kitapları okumuş, incelemiş; Arapça dilinde esaslı bilgi sahibi olmuştu. Hitabet ve vaızda eşsiz bir şahsiyetti.

Taat ve ibadete sevgisini amcası Şeyh Bahaeddin (KS)'den almış, daha doğrusu onun elinde yetişip olgunlaşmıştı. Mürşid olan babası, oğlunu bu tarikatta uzman olarak yetiştirmişti. Babası, gerek ona ve gerekse kardeşi Şeyh Necmeddin (KS)'e şöyle derdi: "Kim ki bu iki şeye — yani tarikata yönelme ve riayete — tutunursa, bu iki şey onları en ince makama yükseltir."

Bu uyarı üzerine Muhammed Alâeddin (KS), henüz çocukken erken bir yaşta ibadete başlamıştı. Babası zengin bir adam değildi. Hatta her iki çocuğuna bir ayakkabı tahsis etmişti. Ayakkabıyı birisi giydiğinde diğer kardeşi onu hanegâhta beklerdi.

İrşad Hayatı

Yaşı ilerleyip olgunlaştığında birçok yerleri dolaşmış, Senendeç'e kadar uzanmış, daha sonra Civanrud'a giderek bir müddet vaiz ve irşatta bulunmuştu. Daha sonra Biyara'ya dönmüş; teeddüben burada devamlı oturmayarak Derşiş köyüne gitmiş, burada bir tekke inşa ettirdikten sonra oradan da ayrılarak Seru Abad kasabasına yerleşmişti. Burada iki sene kadar ikamet etmiş, sonra Devrud'a hicret etmişti. Orada ibadet için bir tekke ve bir dinî medrese bina ederek talebelerini irşada başlamıştı.

Devrud'a yerleştikten sonra bina ettiği hanegâh, o bölgenin ilim ve eğitim merkezi haline gelmiş, İslâmî ahlâkı ve nuru yaymaya başlamıştı. Bu medreseleri ayakta tutabilmek ve burada okuyanların ihtiyaçlarını karşılayabilmek için birçok köyü satın alarak gelirini bu yerlere tahsis etmişti.

Şeyh Ziyaeddin (KS)'in, ardından Şeyh Necmeddin (KS)'in vefatı üzerine Şeyh Alâeddin (KS) Biyara'daki medreseye dönerek irşad görevine burada başlamıştır. Bu medrese, onun himmeti ile daha verimli ve düzenli bir duruma gelmişti. Nergisecar kesiminden âlim ve fazıl müderris Molla Abdülkerim'i bu medreseye getirerek eğitim görevi vermişti. Medrese en azından 50-60 talebe yetiştirecek güçteydi ve kıtlık ve pahalılığın hüküm sürdüğü bir zamanda bu okula cömertçe harcamalar yapmıştı.

Bu zat daha sonra Bânâ, Sakz, Merivan, Civanrud ve Senendeç gibi şehir ve kasabalarda pek çok mürid yetişmesine sebep olmuş; Süleymaniye yolu ile Bağdat, Kerkük, Deyrizzor, Halepçe şehirlerine de giderek bu bölgelerde de dostluklar kurmuş, sevenler edinmişti.

Şahsiyeti

Kendisi, tabiat ve huy itibarıyla sakin, sessiz, merhametli ve cömertlikle nam almış bir zat idi. İnsanların ruhî durumlarını, hal ve tabiatlarını anlayıp ölçmede büyük bilgisi ve ileriyi gören keskin bir zekâsı vardı. İrşattaki kudreti kadar güzel ahlâkı ile de tanınmıştı.

Hak Teâlâ, bu zata, yüce ilminden bitkilerle ilaç yapma ve Kur'an-ı Kerim duaları ile çeşitli hastalıkların tedavi şekillerini ilham etmişti. Hayatlarından ümit kesilmiş hastaları bir tabip sıfatı ile şifaya kavuşturmuştu. Bu meyanda, köklü İslâm hasleti ile sıfatlanan Osmanlı Padişah Ailesini de tedavisi ile faydalandırmıştı.

Bu zat, vefatından önce, on oğluna vasiyyette bulunarak içlerinden Muhammed Osman'ın kendisinden sonra bu ulu tarikata halef olmasını istemişti.
Ne mutlu gidene ve ne mutlu gelene...