بِسْمِ اللهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ

Hazret-i Şeyh Osman Siraceddin (KS)'nin Hakikatlere Dair Açıklamaları

Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın Adı ile.
📖 Giriş

Her asırda dini, hakkaniyetle kıyamet gününe kadar koruyacak taifeleri bizlere gönderen Âlemlerin Rabb'i olan Yüce Allah (CC)'a hamd-u senalar olsun.

Bu taifeler ki, geleceğin binalarını güçlü kıldılar, bu yolun inceliğini tetkik ettiler, doğru yolun gerçeklerini tahkik ettiler, bu dini doğrulukla duyurdular. Allah (CC)'ın bir Allah olduğuna, ortağı bulunmadığına şehadet ederim. Zira O (CC), bizatihi etkileyip yaratandır. O azametli varlık (CC), her şeyde dinî ve dünyevî vasıtaları halk etmiştir. Varlık ve yokluk çizgisi gibi, iki yay arasında, birlik ve beraberliğin timsali, tılsımlı hazine ve mücessem ruh olan Efendimiz Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in, O (CC)'nun yüce kulu ve resulü olduğuna şehadet ederim. Varlık âlemi ile yokluk âlemi arasında, ilkten ve öncelikle hayat ve ötesi sebep ve vasıtalarının sahibi olan Hazret-i Muhammed Mustafa Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz'e, âline ve eshabına salât ve selâmlar olsun.

Ey Rabbimiz! Ve herşeyin Rabbi olan Yüce Allah'ım Sana, Seninle ve Sen'de olana hamd ve senalar olsun. Büyük, kudretli ve zengin olan, her şeyi ferdiyetinde toplayan Yüce Allah'ım! Resûl-ü Ekrem Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz'in naibi Şeyh Alâeddin el Osmanî'nin oğlu, fakir kulun Şeyh Muhammed Osman Sıraceddin der ki: Bizler, az münevver olan Müslümanların cehaletleri yüzünden ve bazı bidatçıların ortaya çıkardığı bid'atlara karşı meyillerinin artmış olduğundan dolayı, Hazret-i Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in çizdiği çizgiden ve doğru yoldan ayrılmış olduklarını görmekteyiz.

Bu gibiler, Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz'in, enbiyaların ve evliyaların göstermiş olduğu mucize ve kerametleri inkâr etmişler, hayatta iken ellerine dahi temastan kaçınıp, kabirlerini ziyaret ederek tasarruflarından faydalanmayı dahi inkâr etmişlerdir. Hâlbuki bu saydığımızın tümü hak olup, bu tür davranışlardan kaçınmak bir yana, asıl ve önemli olan da, bu davranışların dinin usulünden olduğudur. Bizler, bu gibi inkârcı davranışları önlemek için himmet ve ciddiyetle işe başladık. Cehd ve gayret ile aklımızın aldığı ve gücümüzün yettiği kadar bildiriler ve risaleler yazdık. Duamız, kusurlu tabiatlı cahilleri kendine çekerek, şüphe ve vehim aşılayan şeytanlara bir taş ve kâmil olan müzminlerin zihinlerine bir hatıra ve uyarı olsun. Allah (CC)'a güvenir ve O (CC)'ndan yardım isteriz.

Güçlü İnanç ve Allah (CC)'a Yakınlaşmak

Ey kardeşlerim! İyi bilmek gerekir ki, aklî ve naklî kesin ispatların gösterdiği gibi, vücudun oluşmasının Allah (CC)'tan gayri bir etkileyicisi yoktur ve yaratmak sadece Allah (CC)'a mahsustur. Zira keyif ve bid'at ehlinin ortaya çıkmasından önce, bütün dinlerin milletlerini ve Müslümanları biraraya toplamış olsan, Hakk Teâlâ (CC)'nın âdeti üzere yarattığı mülkte ve melekûtta, her şeyin ancak adi vasıta ve sebeplerle vuku bulduğunun delillerini görürsün.

Bir kimse vicdanına danışarak âleme bakacak olsa, gerçek ve İlâhî hazineyi Âyet-i Kerime'de yazılı olduğu gibi görür. Fussilet sûresi, 53. Âyette:

﴿ سَنُرِيهِمْ آيَاتِنَا فِي الْآفَاقِ وَفِي أَنفُسِهِمْ حَتَّىٰ يَتَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُ الْحَقُّ ﴾

"Onun hak olduğu meydana çıkıncaya kadar, varlığımızın belgelerini onlara hem dış dünyada ve hem de kendi içlerinde göstereceğiz. Rabb'inin her şeye şahit olması yetmez mi?" (Fussilet, 53)

Hayatın başladığı günden biteceği güne kadar, insanı şaşı ve kör eden şeyin sebep ve vasıtalar olduğu, tanık ve ispat gerektirmeyen apaçık bir akılla idrak etmiş olur ki, bu vesileler 4 kısımdır.

🔗 Vusul ve İttisal Basamakları
  1. Istırarî hayat (yaşamak zorunluğu)
  2. Istırarî tecavüz (sataşmak veya düşmanlık zorunluğu)
  3. İhtiyarî hayat
  4. İhtiyarî tecavüz (ihtiyarî düşmanlık zorunluğu)

Hakk Teâlâ (CC), kesin ve mutlak âdeti üzere, basit sebep ve vasıtalar olmadan eserini yaratır. Lâkin Allah (CC), bu âdeti yırtarak, insanları irşad için basit sebep ve vasıtalarla eserini yaratır. Basit sebep ve vasıtalar olmadan da eserini yaratan Hakk Teâlâ (CC), dilerse eseri tamam olsun veya olmasın, yok etmeye kâdirdir. Meselâ Hakk Teâlâ (CC), ana ve babayı, insanları yaratmak için etkili bir vasıta kılmıştır. Mesela Âdem Aleyhisselâm'ı anne ve babasız yarattığı gibi, İsa Aleyhisselâm'ı da sadece annesini vasıta kılarak, Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz'i ise hem anneli ve hem de babalı yaratmıştır.

Ve yine Yüce Allah (CC), yüksek derecedeki harareti, yakmak için etkili bir sebep ve vasıta kılmıştır. Ancak İbrahim Aleyhisselâm bu sebep ve vasıtayı yırtıp geçmiştir. Nitekim Hakk Teâlâ (CC), güçlü Kitab'ının Enbiya Sûresi'nin 69. Âyet'inde:

﴿ قُلْنَا يَا نَارُ كُونِي بَرْدًا وَسَلَامًا عَلَىٰ إِبْرَاهِيمَ ﴾

"Biz: 'Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve zararsız ol' dedik." (Enbiya, 69)

Müslümanlar da bu konuda dört kısma ayrılırlar:

1. Kısım: Düşünce ve davranış olarak gelişigüzel yetişen insanlardır ki, sebep ve vasıtaları görünce, bunların Allah (CC) tarafından halk edildiğini anlarlar. Fakat işin esasını kavrayamayan, basit görüşlü insanlardır.

2. Kısım: Bu grup imanlı olup, Allah (CC) yolunda yürüyenlerdir. Sebep ve vasıtaların Allah (CC) tarafından var edildiğini gördükleri halde, kalb gözleri açılmadığından, bu müessiriyeti müşahede edemezler.

3. Kısım: Bu zümredeki insanlar, ilim ve irfan sahibi, olgun ve kâmil insanlardır. Bu kişiler sebep ve vasıtaları gördüklerinde, bunların Yüce Allah (CC)'ın kudreti ile oluştuğunu ve Allah (CC)'a kavuştuklarında, tecellilerini müşahede edeceklerini bilirler. Buna yaratılanın Yaradan'a yükselmesi (kurbiyyet) denir. Örnek olarak Şuara Sûresi, Âyet 62'de Musa Aleyhisselâm'ın: "Hayır! Rabbim, benimle birliktedir; bana hidâyetini gösterecektir" buyurduğu gibidir.

4. Kısım: Bu grupta olan insanlar, kalbleri ve basiretleri tam olarak kemale eren ve kudsî yöne erişenlerdir ki, bunların kalblerinde kudsî nur parıldamaktadır. Bu nur ile Allah (CC)'ın zatiyetinin sıfat ve sun'unun mazhariyetini görenlerdir. Buna Sani'den Masnua iniş veya Hâlîk'dan mahlûka düşüş adı verilir. Nitekim Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz'in Ebabekir (RA)'e hitabında: "Üzülme, Yüce Allah bizimledir" buyurduğu gibidir.

🌿 Hayatın İhtiyarî Sebep ve Vasıtaları

İhtiyari sebep ve vasıtalar, kulun hayatını sürdürmek için harcadığı nesnelerdir; yemek, içmek gibi. Bunların etkileyici sebep ve vasıtaları ise namaz kılmak ve oruç tutmak gibi sebeplerdir.

Şunu iyi bil ki, hayatı etkileyen sebep ve vasıtalardan ihtiyarî olanlar, aşikâre aklîdir. Ve hissî ihtiyaçlardır. Kişi bunları idrak eder, bu yönde konuşur, bunların bizatihi etkili olduklarını düşünürse, hiçbir zaman kâfir veya müşrik olmaz. Hâlbuki işin bu bakış açısından mütalâası Müslümanların aklına gelmez. Bu kişilerin inkârı, nefsanî nisbet ve inattan olur.

Öyle ise bu dört sebep ve vasıtadan ihtiyacımızı almaya nefsimizi zorlayalım.

🌍 Hayatın Istırarî (Zorunlu) Sebep ve Vasıtaları

Hak Teâlâ (CC), bu sebep ve vasıtaları, beşerin ihtiyarı için yaratmamış, yalnız beşerin ihtiyarına bırakmıştır. Dilerse öğretir, dilerse öğretmez. Bu sebep ve vasıtaları kendi rızasıyla, beşerin çoğalması ve hayâtta kalması için yaratmıştır: Gökleri, yeri, bulutları, yağmur ve benzerlerini yaratmış, buna zıd olarak da etkileyici sebep ve vasıtalar olarak da semâvî kitapları, elçileri, âlimleri var etmiştir.

Yüce Allah (CC), güçlü Kitab'ın Hac Sûresi'nin 5. Âyet'inde:

"Sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra kan pıhtısından; sonra tamam ve ayıpsız, nâtamam suretsiz bir halde bir et parçasından yarattık." (Hac, 5)

Âyetlerin açıkladığına göre, insanların hareketlerinde, davranışlarında ve ihtiyaçlarının temininde, her türlü afet ve zarardan korunmalarında yardım etmek üzere, Yüce Allah (CC)'ın memur ettiği meleklerin sayısı, gündüz ve gece için 300'er adettir. Bu meleklerin, insanları korumaya, her türlü hayır işlerinde yardım etmeye memur olduklarına dair Âyetler'den başka Hadisler de vardır.

İnsanlar tarafından davet edilsin veya edilmesin, insanların her türlü ihtiyaçlarında yardıma hazır olan melâikeler vardır ki, yardıma yetiştikleri yere göre deniz melâikeleri, dağ melâikeleri, sahra veya çöl melâikeleri diye adlandırılırlar. Bu hususta doğru Hadisler vardır. İmam Nevevî (RA), İzkâr adlı kitabında, keza İbn-i Sünnî'nin kitabında, Abdullah ibni Mesud (RA)'un Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz'den naklettiği bir Hadis'te:

"Şayet herhangi birinizin hayvanı geniş ve açık bir yerde elinizden kaçıp kurtuldu mu, yüksek sesle: 'Ey Allah (CC)'ın kulları! Hapsedin veya kaçana mani olun' diye iki kez seslenmelidir. Çünkü yer üzerinde Allah (CC)'ın bir men edicisi veya bir hapis edicisi bulunmaktadır. İşte kaçan hayvana o mani olur."

Yine tevatüren bildirildiğine göre, Eshabdan Hz. Sariye (RA), ordusu ile İran Nihavend'inde bulunduğu sırada, İran ordusu, Hz. Sariye (RA)'nin bulunduğu dağın arkasında pusuya yatmıştı. O sırada Hz. Ömer (RA), Medine'de Mescit'te minbere çıkmış hutbesini okurken, birden hutbeyi keserek: "Ey Sariye! Dağ başına, dağ başına" diyerek, kumandanını uyarmış, Hz. Sariye (RA) de bu sesi duymuş ve müşriklere gereken darbeyi vurmuştu.

Evliyalar ve Kutuplar

Ebu Naim, Hilye adlı eserinde açıkladığı bir Hadis'te: "Ümmetimin seçkin kişileri, her asırda 500 kişidir. Ebdalları ise 40 kişidir. Bu beşyüz kişi hiçbir zaman eksilmez. Ebdalden herhangi biri vefat ederse, Yüce Allah (CC), o seçkin kişilerden birini, vefat edenin yerine koyar. Bu seçkin kişiler ve ebdaller, kendilerine zulmedenleri dahi affederler, kendilerine kötülük yapan veya zarar verenlere karşı güzel davranarak ihsanda bulunurlar."

İmam Ahmed (RA)'in rivayetine göre: "Bu ümmetin ebdalleri, 30 erkektir. Bunların kalpleri, İbrahim Halil Aleyhisselâm'ın kalbi gibidir. Bunlardan biri vefat edince, Yüce Allah (CC), yerine birini tayin eder."

Teberanî (RA), El Evsat adlı eserinde rivayet ettiği bir Hadis'te: "Yeryüzü, Halil-ür Rahman'a benzeyen kırk erkekten boş kalmaz. Bunlarla sulanırsınız, yardım görürsünüz. Biri vefat edince, Yüce Allah (CC), diğer canlı olanı ile değiştirir" buyurulmuştur.

Ulu kimseler vefat etseler dahi, gerçekten canlı kalırlar. Bunları çağırmak ve yardımlarını istemek, caizdir. Bedenleri çürümez, ruhları asılı kalır. Sünnet ehli böyle düşünür. Bu hususta gayet açık Âyetler ve Hadisler vardır. Ruhların ölmeyip bâkî kaldığı, bütün Müslüman milletlerin âlimleri tarafından ittifakla kabul edilmiştir.

Hadis kitaplarında özellikle Sahih-i Buharî'de buna misal olarak şunlar yazılıdır: Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz, Bedir savaşında şehid olanlara hitaben: "Rabb'inizin sizlere vaad ettiklerini gerçekten buldunuz mu?" dediğinde, Eshab-ı Kiram'dan Nâfî, Abdullah ve diğerleri, Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz'e: "Ey Allah'ın Resulü! Sen, ölmüş kişilere mi sesleniyorsun?" diye sorduklarında, Efendimiz onlara: "Siz, söylediklerimi onlardan iyi duyamazsınız" buyurmuşlardı.

"Kulum, kendisine farz kıldığım şeyleri yapmakla Bizi sevindirir. Kulumun en çok sevdiğim şeyi yaptığını görmek, kendisine farz kıldıklarımı yaparak bana yaklaşmış olmasıdır. Kulum, kendisini bana sevdirmek için durmadan yaklaşmaktadır. Ben bir kulumu sevmiş olursam, onun işiten kulağı, gören gözü, vurup kırdığı eli, yürüdüğü ayağı olurum. Ben'den bir şey isterse ona istediğini verir, yardım isterse yardım etmiş olurum."
(Sahih-i Buharî, Ebu Hureyre RA'den)
🤝 İhtiyarî Hayatın Vasıtaları

Buna örnek olarak bedenin canlı ve baki kalması için yemek, içmek, tedavi görmek, araziyi sürüp ekmek için öküz ve inek gibi hayvanlardan faydalanmak, su içmek için bir kabı kullanmak, düşmanı uzaklaştırmak için dostlardan ve silâhlardan faydalanmak, bir şey öğrenmek için hocalardan yardım istemek, ilim ve sanatı öğrenmek için kitaplara ihtiyaç duymak, sâlih kişilerden yardım istemek gibi sayılabilecek pek çok konu vardır.

Vefat etmiş olsun veya yaşıyor olsun, sâlih kişileri vasıta kılarak yardım istemek, şeriatça hatta Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz'in buyruğu ile sözlü ve yazılı olarak caiz olup, Eshab-ı Kiram'ın da buna uyduğu, onlardan sonra zamanımıza kadar geldiği açıktır.

Biri senin yanında: "Ey Allah'ın Resulü, sıkıntıma yetiş!" dese veya: "Ey Hazret-i Şeyh veya Şeyh Abdülkadir Geylânî, imdadıma yetiş!" diye feryad etse, bu defa nefsinde vesvese veya şüphe doğar. Nefs-i emmare, şeytanları senin üzerine göndererek, bu zatın söylediklerinin küfür ve şirk olduğu vehimini aklına yerleştirir de bu imdadı isteyenin üzerine şiddetle gider ve inkâra kalkışırsın.

Hakk Teâlâ (CC)'nın güçlü Kitab'ında aşağıdaki yazılı olan kelâmı da unutmuş olursun. Yüce Allah (CC), Yunus Sûresi 62. Âyet'inde:

﴿ أَلَا إِنَّ أَوْلِيَاءَ اللَّهِ لَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ ﴾

"İyi bilin ki, Allah'ın velileri için asla korku yoktur. Onlar, mahzun da olmazlar." (Yunus, 62)

⚖️ Hayatın Zıd Sebep ve Vasıtaları

Bunlar pekçok olup, daha evvel anlattığımız gibi, biri zarurî hayat vasıtaları, diğeri ihtiyarî hayat vasıtalarıdır. Şayet insan vücudu güçlü olmayıp, kemale erişme özelliği olmamış olsa, Rabbânî mârifeti kazanmayı bilemez, güzel olan şeylere yanaşıp, kötülüklerden uzaklaşmak için güç ve kudreti olmazdı.

Hakk Teâlâ (CC), her millet için bereketli bir gün halk etmiş; Cumartesi gününü Yahudilere, Pazar gününü Hıristiyanlara, Cuma gününü, Ramazan ayını, iki bayramın ârife günlerini, bin aydan daha hayırlı olan Kadir gününü, Şevval ayının 6. gününü, Zilhicce ayının 9. gününü ve daha başka günleri Müslümanlara mübarek ve şerefli gün olarak ayırmıştır.

Sahabe-i Kiram, yola çıkarken veya yolculuktan döndüklerinde ya da bir belâ ve musibete uğradıklarında, bir rızk veya nimete ihtiyaç duyduklarında Ravza-ı Mutahhara'yı ziyaret eder, Kabr-i Resul'ü öpüp, Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz'e seslenirlerdi.

Sonuç olarak diyebiliriz ki: Peygamberler, Evliyalar, Âlimler, hastaları, hastalığına göre tedavi eden doktorlar gibi, halkı mânen tedavi ederler. Halkın Allah (CC)'tan gayrı bir müessiri sebep ve vasıta edindiğini gördüklerinde, bu düşünce ve saplantıya düşenlere şiddetle karşı gelip, bu durumu önlemeye çalışırlar.

🌙 Hidayet Yolu

Esas hidayet yolu ise kişinin yürüyeceği yolu görmesi, dilinde konuşma gücünün, kulakta işitme gücünün olduğunu bilmesidir. Kişi bu durumda ise, doğruya ulaşmış demektir. Şayet hata varsa, yanılmış demektir.

Ey insan! Vay haline ve başına geleceklere! Sen, gerçeğin ne olduğunu bilmiyorsun. Hatta parmağının dahi nasıl oynadığını bilmemektesin. Hangi güç ve kuvvet seni kaldırıp oturtuyor? Hâlbuki bu gerçek, sen ve senin için yaratılmış eşyalardan sana daha yakın olandır.

Rabbânî Âlimler, asr-ı saadetten bu güne kadar, evliyaları sebep ve vasıta kılarak, bâtınî ilimleri kavramak için onların yardımına başvurmuşlardır. Büyük evliyadan Abdülkadir Geylânî, dört büyük imam, Haremeyn imamı, Hazret-i Şafiî, Gazâlî, Nüvevî, Şeyh ibn Hacir, Şeyh Şaranî, Hatip Serminî, Şeyhülislâm Kadı Zekeriyya, Hafız Suyutî gibi büyük zatlar, bu beşyüz yılın faziletli kimselerinin boyunlarını evliyaya karşı eğdiklerini, nefislerini ve benliklerini evliyadan aşağı seviyede tuttuklarını görmüyor musun?

Bu ulu âlimlerin evliyaya biyatında cahil olduklarını düşünecek olursan, her birinin ilmî eserleri apaçık ortada olduğu için senin itham edici sözlerin geçersiz demektir.

📖 Kur'an-ı Kerim'in Bölümleri

Yüce Allah (CC), güçlü Kitabı'nı sekiz bölümden ibaret yapmıştır:

  1. Bu kısımda İlâhî hükümler bulunur ki, oruç hakkında Âyetler bulunmaktadır.
  2. Bu kısımda namazın farz ve vacipleri açıklanmaktadır. Bu İlâhî hükümler, Cebrail (AS) vasıtasıyla gönderilmiştir.
  3. Bu kısımda bir İlâhî hüküm yoktur. Yalnızca her insanın özet olarak öğreneceği bir kısım bilgiler vardır ki, bu bilgilerin geniş anlamlarını ve tafsilâtlı manalarını Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz bilmektedir. Bu konular, hac Âyetleri ve benzerleridir.
  4. Bu kısma Yüce Allah (CC), bir hüküm koymamıştır. Kullar, bu kısımların açıklamalarını yapamazlar. Ancak Peygamber Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem ile ümmetinin tarikatını benimsemiş seçkin zatlar anlar ve açıklamalarını da yapar.
  5. Bu kısımda bazı Âyetler, gizliliği yönünden, zâhiren veya yakın bir te'vil ile açıklanabilir. Bazı anlamlı Âyetler ise ne Hakk Teâlâ (CC) ve ne de Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem tarafından açıklanmıştır.
  6. Bu kısımda zâhirî zan ve idrakte noksanlık gibi görüldüğünden, aslında açık, doğru ve sağlam bir mana taşımadığı gibi, yüklü bir mana da yoktur. Hakk Teâlâ (CC), bu Âyetler'in gizli yön ve manâlarını, Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz'e kudsî Hadisler'le ve ilham yoluyla açıklamıştır.
  7. Kur'an'ın bu kısımlarına bakılacak olursa, zâhiren ihmal edilmiş ve anlamsız gibi görünüyorsa da, bu zâhirî görünüş altında, âlemin en önemli hususları işaret edilmektedir. Bunları hiç kimse öğrenemez ve öğretemez; ancak Yüce Allah (CC) öğretirse, kişi öğrenebilir. İşte bu anlaşılmaz kısımlar, Sûrelerin başlangıcı olan ve Sûre açıcısı olarak isimlendirilen, Arapça'da fevatihü-s suver diye adlandırılan kısımlardır. Meselâ "Elif, lâm, mim" keza "Kef, ye, ha, ayn, sad".
  8. Bu kısmı, Allah (CC)'tan gayrı kimse bilmez. Bu kısım, Kur'an'ın bütün Âyetleridir. Bunların her birinde gizlilikler ve incelikler vardır.

Kur'an'ın bu sekiz kısmından yukarıda açıklanan ilk beş kısmı muhkemat, yani sağlam hükümler adını taşımaktadır. Son üç kısmı ise müteşabihat, yani benzerlikler adını taşımaktadır. Müteşabih Âyetler hakkında Hakk Teâlâ (CC), güçlü Kitabı'nın Al-i İmrân Sûresi'nin 7-8. Âyetlerinde:

"Sana Kitab'ı indiren O'dur; O'nun bir kısmı muhkem Âyetler'dir ki, bunlar, Kitab'ın aslıdır; diğer kısmı, müteşabih Âyetler'dir. Kalplerinde eğrilik bulunan kimseler, fitne maksadıyla, te'vile saparak kitabın müteşabih Âyetlerine tâbi olurlar. Hâlbuki müteşabih olan Âyetlerin te'vilini Allah'tan başka kimse bilmez. İlimde rûsuh sahibi olanlar: 'Biz ona inandık; hepsi, Rabb'imiz katındandır' derler. Bunları, yalnız tam akıllılar yâd ederler." (Âl-i İmrân, 7-8)

📜 Kitap, Sünnet, Kıyas, İcma, İstidlal

Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz veya içtihad sahibi bir kimse, kendi nefsince şerh ve hüküm koymuştur. Bu sebeple fıkha delâlet eden hükümleri veya açıklamaları beş kısma ayırmışlardır. Bunlar sırasıyla:

Kitap
Sünnet
Kıyas
İcma
İstidlal

İslâm'ın hakiki kaide ve asılları peyderpey azalarak, dünya üzerinde bir Müslüman kalmayınca kıyamet kopmuş olur. Şimdi evliyaların ne sebepten dolayı kalplerini temiz tutmakta gayret gösterdiklerini ve nefisleriyle mücahede ettiklerini anlamaktasınız. Nefislerini tezkiye, yani temiz tutmakta ısrarlı olduklarından, içtihadları kesinlikle kıyamet gününe kadar devam etmiş olur.

İşte son olarak bunları yazıp toplayabildik. Allah (CC)'tan dileğimiz, bunları, bizlerden kabul etmesidir. Müslümanlara faydalı kılmasını, dalâlete, yani sapıklığa düşenleri bu kitapla doğru yola yöneltmesini Yüce Allah'a arz eder; Allah (CC)'ın bir Allah olduğuna, Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in O (CC)'nun sâdık kulu ve peygamberi olduğuna şehadet ederim.

Ey Allahım! Kapalı kapıların açıcısı, kendisinden önce gelenlerin sonuncusu, gerçeğin yardımcısı, doğru yolun rehberi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimiz Muhammed'e, O (SAV)'nun âl ve iyaline, ehl-i beytine, eshabına, kadrini bilenlere salât ve selâmlar olsun. En son duamızda, Âlemlerin Rabbi olan Yüce Allah (CC)'a hamd-ü senalar olsun.